Sansürlenen Türban Yazısı
Alatlı’nın sansürlenen yazısı 19 Åžubat 2008
Zaman gazetesi tarafından sansürlenen Türban yazısı
İçerden mırıldanmalar
GözlemlediÄŸim odur ki, korkutan tülbent deÄŸil, türban. Niye, çünkü, derin belleÄŸimizdeki hayırhah kadının uzantısı tülbent. Döner yara sarar, döner kırık kol baÄŸlar, döner sancılı başı sıkar… hastanın terini siler, yavukluya armaÄŸan olur, hasreti iyileÅŸtirir. Nurani yüzleri çevrelerken anılır…
Türban öyle deÄŸil. Çünkü, türban, İslâmi tesettüre iliÅŸkin en katı (dilerseniz, en erkeksi) yorumun benimsendiÄŸinin ilânı hüviyetindedir; ve dolayısıyla, kadına iliÅŸkin tüm diÄŸer yorum ve kuralların da kabullenildiÄŸini ima eder. Bunların arasında kötülük, fitne ve uÄŸursuzluk kaynağı olmamızdan baÅŸka, dinen ve aklen dûn (eksik) yaratıldığımız, namazı bozan köpekler ve eÅŸeklerle bir tutulduÄŸumuz ÅŸeklinde…haysiyetimizi rencide eden yorumlar vardır. Türban, bu yorumların zımnen kabulü olarak görüldüğü için korkutur.

Kadın/ana koÅŸulsuz sevginin simgesidir…Hiç bir ideolojinin yada toplumsal kurgunun ya da inancın selâmeti anayı çocuklarını feda etmeye iknaya yetmezken, kadın, pederÅŸahi kuralların inÅŸa ettiÄŸi dünyanın iflâh olmaz muhalifi olarak tebarüz eder. Bu iflâh olmaz muhalif, yeri geldiÄŸinde tüm kuralları çiÄŸneyecek, oÄŸlan ya da kız, suçları ne olursa olsun, doÄŸurduklarının esenliÄŸini saÄŸlamaya çalışacaktır. “AÄŸlarsa ana aÄŸlar gerisi yalan aÄŸlar” olgusu, kadın unsurunun beÅŸere sunduÄŸu eÅŸsiz sığınağı minnetle ulularken; kadının kendisi yeryüzünde gözlenen tüm karışıklıkların (fitnenin) müsebbibi olarak takdim edilir, dünya kurulalı beri.
Hint’in kutsal metinlerinde, “doÄŸuÅŸtan düşüncesiz ve hilekârdır” kadın… Buda, öğretisini sulandıracakları için kadınların rahibe olmalarına karşıdır. Ortodoks Yahudi erkeklerinin sabah dualarından biri, “Beni bir kadın olarak yaratmayan Kâinatın Yaratıcısı Efendimize hamdolsun.”… Hıristiyan geleneÄŸinin baÅŸat bileÅŸeni, kadının kötülük, ayartma ve günahla özdeÅŸleÅŸtirilmesidir… Hayrın ve ÅŸerrin, cinslerdeki karşılıkları erkek ve kadın olarak belirlenirken, yeryüzüne kötülük bulaÅŸtırdıkları gerekçesiyle kadınlardan topluca tövbe edip, günahlarını affettirmeleri talep edilir…
İslam’da, “Ümmetim için kadın fitnesinden daha büyük bir fitne kaldığını bilmiyorum” mealindeki cümlenin Hazreti Muhammed’e ait olduÄŸu bildirilir. “Allahım bizi kadınların ÅŸerrinden, fitnesinden ve onlarla imtihan olup kaybetmekten koru” mealindeki duanın(3) varlığı, semavi dinlerin ortak tutumlarının yansıması olarak belirir…
Öte yandan, 1900′lü yılların baÅŸlarına kadar medeni dünyanın hemen her ülkesinde bir eÅŸ, kocasının gölgesi, uzantısı, parçası olan kadın, dünyayı saran deÄŸiÅŸimden nasibini alacaktır. “Yeni kadın” erkeÄŸin bir refleksinden ibaret olmayı kabullenmeyen, yardımcı oyuncu rolünü reddeden, kendisine ait bir içdünyasına sahip, coÅŸkulu, bağımsız, özgüven sahibi, yaÅŸamını bir başına sürdürmeyi göze alabilen kadındır.
Yeni kadın, erkeÄŸin ne gönlüne ne de aklına hitap eder. Erkek cinsinin en duyarlı zümresi iken ÅŸairler, yeni kadını ne görürler, ne duyarlar, ne anlarlar, ne de ayırt ederler… Edebiyat, ihanete uÄŸramış, terk edilmiÅŸ, acı çeken kadınlar, intikamcı zevceler, büyüleyici aÅŸifteler ya da iradesiz, renksiz, sade, ÅŸirin kızlar üretmeyi sürdürür…Yaşı ne olursa olsun, erkeÄŸin kanatlarının altında olmayan kadın, ana muamelesi görür. Özetle, kadının ne olup olmadığı erkekler tarafından kadınlar üzerinden tartışılan bir süreç olmaya devam eder; günümüzde türban meselesinde gördüğümüz gibi…
Yeni kadının tecrübesi, yeryüzündeki yaÅŸamın somutta ispatlanan aÅŸkla ayakta kaldığı ÅŸeklindedir, yasalarla deÄŸil… GerektiÄŸinde baÅŸ örten, gerektiÄŸinde yara saran tülbent, kadınlara mahsus bilginin kadim nakil aracı olarak görülür. Bu baÄŸlamda, türban, kadınlık bilgisinin bastırılması, diÄŸer bir deyiÅŸle, kadının kadına ihanetinin dışavurumu olarak algılanabildiÄŸi için korkutur.
Türk toplumun eriştiği tarihinin bu noktasında, yargıç kürsüsündeki yerini dişiyle tırnağıyla elde etmiş yeni kadın, tanık mahallindeki hemcinsinin şahitliğini irade ve akıl bakımından erkeklerden daha zayıf olduğu gerekçesiyle reddetmeyi aklından bile geçirmezken, dünya ve kâinat görüşünü türbanı aracılığıyla ilân eden kadın yargıcın vereceği hüküm, erkek cinsi lehine cinsiyet ayırımı yapacağının peşinen kabulü demek olacağı için korkutur. Benzeri korkular tıptan sahne sanatlarına, öğretmenlikten turizme kadar hemen her uğraş dalında nüksedebilecek; yalnız seyahat edememekten yönetici kadrolarından uzak durmaya varıncaya kadar çok sayıda olası yasaklar gündemde kalmaya ve ürkütmeye devam edeceklerdir.